mutad-i-Bade

รєภรเz ๒ย ๔üภאคאı รєש๓เא๏гย๓ รєש๓เא๏гยภ รєש๓เא๏гย๓

mutad-i bade

AŞK MI ŞARAPTIR ŞARAP MI AŞK?

Bilmem hiç düşündünüz mü, şairler niçin aşkı şaraba benzetmişlerdir? Bence şarap, tabii burada keyifle içilen şaraptan söz ediyorum, insana tatlı bir sarhoşluk verir. İnsan şarap içince değişir, güzelleşir, yenileşir. Aşk da öyle değil midir? Şairin, “aşk imiş her ne varsa âlemde” demesi boşuna değildir. Aşk şarabıyla ruhumuza ayrı bir can, heyecan gelir, dünya renklenir. Denizimiz yakamozlanır, gökyüzümüzü ebemkuşağı süsler…

Antik çağda, Romalılar yemek yemeyi, şarap içmeyi bir şölen haline getirmişler. Önce çeşitli yemekler yenir, yemek bittiğinde konukların elleri tekrar yıkanırmış ki şarap faslına geçilebilsin. Bu fasıl bir tören havası gibi olurmuş. Köleler, şarap içecek konukların başlarına ve ayak bileklerine çiçekler takarlarmış. Başkan şarabın kıvamına bakar, tamam dediğinde şarap kadehi konuklar arasında dönmeye başlarmış. Herkes sırayla içermiş şarabını ve kadehini havaya kaldırır, şerefine içeceği şeyi söylermiş.

Günümüzde nerede böyle şarap törenleri; Kimi kişiler şarap içmek günahtır diyerek kendilerini bu zevkten yoksun kılıyorlar, kimileri de ağzıyla değil de burnuyla içiyor, içmeyi zevk olmaktan çıkarıyor, dert haline getiriyor. Bu arada aslan sütüdür diyerek rakıya dadananlar, rakıyı milli içkimiz sananlar var. Rakı milli içkimiz olsaydı şairlerimiz şaraptan değil, rakıdan söz ederlerdi, aşkı şaraba değil, rakıya benzetirlerdi değil mi ya!

Bektaşi çok içiyormuş. Hoca onu içkiden vazgeçirmek için, “Mahşer gününde içtiğin şişeler boynuna asılacak, Sırat köprüsünü böyle geçmeye çalışacaksın” diye korkutmak istemiş. Bektaşi, “Boynuma asılan şişeler dolu mu, boş mu olacak?” diye sormuş. Hoca, onu daha çok korkutmak için, “Dolu olacak. Bakalım dolu şişelerle o köprüyü nasıl geçeceksin!” deyince Bektaşi sevinmiş; “Demek ki öbür dünyada da işimiz iş. Merak etme hoca, ben o şişeleri içer bitiririm” diye gülmüş.

Bektaşi denilince bir fıkra daha aklıma geldi.

Bektaşi içer, demlenirken önce yağmur, sonra dolu yağmış ve bektaşinin zevkini berbat ettiği gibi kadehini de kırmış. Sırılsıklam ıslandığı yetmemiş gibi, kadehinden de olan bizimki kızmış. Eskicinin demir muştasını alıp gökyüzüne kaldırmış, öfkeyle, “Gücün yetiyorsa bunu da kırsana!” diye bağırmış.

Ben de diyorum ki, gücün yetiyorsa, soğuk insanları ısıt, ruhlarına sıcaklık ver de mahkeme duvarı gibi yüzlerini görmeyelim, canımız sıkılmasın, yaşamaktan bezmeyelim.

Ne diyordu Ziya Paşa; “ İç bade, güzel sev; var ise aklı şuurun/ Dünya var imiş yok imiş, ne umurun?”

Şarap içer, güzel seversen hiç olmazsa içtiğin sürece derdi, çileyi unutursun, aşkın gül bahçelerinde gül koklar, bülbül dinler, mutlu olursun.

Online Kişi Sayısı

web stats

Site Yönetimi


  • Polls

    • Sitemizin tasarımı değişmeli mi?

      View Results

      Loading ... Loading ...
  • En çok okunan yazılar;